Günlük yaşam çoğu zaman yapılması gerekenlerle ilerler. İş sorumlulukları, aile, ilişkiler, sosyal çevre ve günlük işler arasında kişinin kendi ihtiyaçları listenin sonuna kalabilir.
Bir süre sonra bu durum olağan hale gelir. Dinlenmek, sevilen bir aktiviteye zaman ayırmak, kişisel bir hedefe yönelmek veya yalnızca kendine ait bir alan oluşturmak sürekli ertelenebilir.
Kendine zaman ayırmak ise sorumluluklardan uzaklaşmak anlamına gelmez. Aksine kişinin kendi ihtiyaçlarını da yaşamının doğal bir parçası olarak görebilmesiyle ilgilidir.
Kendimizi Neden Geri Plana Atarız?
Kişinin kendi ihtiyaçlarını ertelemesinin tek bir nedeni yoktur.
Bazı insanlar çevresindeki kişilere yardımcı olmayı önceliklendirirken bazıları yoğun çalışma temposu nedeniyle kendine zaman ayıramaz. Bazen de kişinin kendi ihtiyaçlarını önemsemesi gereksiz veya ikinci planda görülür.
Zaman içerisinde bu alışkanlık o kadar yerleşebilir ki kişi neye ihtiyaç duyduğunu fark etmekte bile zorlanabilir.
Bu nedenle ilk adım, günlük yaşam içerisinde kendi ihtiyaçlarımıza ne kadar yer verdiğimizi gözlemlemektir.
Yoğun Olmak ile Kendini İhmal Etmek Arasındaki Fark
Hayatın bazı dönemlerinin yoğun geçmesi doğaldır. Yeni bir işe başlamak, çocuk sahibi olmak, önemli bir proje yürütmek veya aile sorumluluklarının artması kişinin zamanını geçici olarak sınırlayabilir.
Ancak yoğunluk sürekli hale geldiğinde kişinin kendisi için ayırdığı alan giderek azalabilir.
Burada önemli olan yalnızca boş zaman miktarı değildir. Kişinin kendi yaşamında ne kadar söz sahibi hissettiği de önemlidir.
Günün tamamı başkalarının ihtiyaçları ve zorunluluklarla şekilleniyorsa, kişinin kendi önceliklerini yeniden değerlendirmesi faydalı olabilir.
Kendi İhtiyaçlarını Fark Etmek
Kendine alan açabilmek için önce neye ihtiyaç duyduğunu fark etmek gerekir.
Bu ihtiyaç her zaman büyük bir değişiklik olmak zorunda değildir.
Daha fazla dinlenmek, sosyal hayata zaman ayırmak, yalnız kalabilmek, yeni bir şey öğrenmek, hareket etmek veya uzun süredir ertelenen bir konuya başlamak kişinin ihtiyacı olabilir.
Günlük yaşamı gözden geçirirken şu noktalar yardımcı olabilir:
Gün içerisinde beni en fazla ne yoruyor?
Bana iyi gelen şeylere ne kadar zaman ayırıyorum?
Uzun süredir yapmak isteyip ertelediğim neler var?
Hangi sorumlulukları alışkanlık nedeniyle üstleniyorum?
Kendime ait zaman oluşturduğumda bundan rahatsızlık duyuyor muyum?
Bu sorular kişinin yaşamındaki dengeyi daha görünür hale getirebilir.
Kendine Zaman Ayırmak Bencillik Değildir
Kendi ihtiyaçlarına öncelik vermek zaman zaman bencillik olarak değerlendirilebilir.
Oysa kişinin kendisini önemsemesi, çevresindeki insanları önemsemediği anlamına gelmez.
Sürekli olarak kendi ihtiyaçlarını geri plana atan biri zamanla daha yorgun, isteksiz veya tükenmiş hissedebilir. Bu durum yalnızca kişinin kendisini değil, ilişkilerini ve günlük yaşamını da etkileyebilir.
Dengeli bir yaşamda hem sorumluluklara hem de kişinin kendi ihtiyaçlarına yer bulunabilir.
Her Şeyi Üstlenmek Zorunda mısınız?
Kendini geri plana atmanın nedenlerinden biri de gereğinden fazla sorumluluk üstlenmek olabilir.
Bazı görevler zaman içerisinde otomatik olarak aynı kişinin sorumluluğu haline gelebilir. Ev işleri, aile organizasyonları, sosyal planlar veya iş hayatındaki ek sorumluluklar buna örnek olabilir.
Belirli aralıklarla bu yükleri yeniden değerlendirmek önemlidir.
Hangi sorumlulukların gerçekten size ait olduğunu, hangilerinin paylaşılabileceğini ve hangilerinden vazgeçilebileceğini görmek yaşamda daha fazla alan yaratabilir.
Küçük Alanlar Oluşturmak Daha Gerçekçi Olabilir
Kendine zaman ayırmak için hayatın tamamen sakinleşmesini beklemek çoğu zaman işe yaramaz.
Çünkü günlük yaşamın sorumlulukları hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmayabilir.
Bunun yerine küçük ve sürdürülebilir alanlar oluşturmak daha gerçekçi olabilir.
Haftada belirli bir zamanı kendinize ayırmak, günün kısa bir bölümünde telefon veya işle ilgilenmemek, uzun süredir ertelediğiniz bir aktiviteyi yeniden başlatmak gibi küçük düzenlemeler önemli olabilir.
Amaç daha fazla şey yapmak değil, kişinin kendi yaşamında kendisine de yer açabilmesidir.
Sınır Koymak Yaşam Dengesinin Bir Parçasıdır
Kendi ihtiyaçlarına alan açmak zaman zaman bazı taleplere hayır diyebilmeyi de gerektirir.
Her davete katılmak, her talebe cevap vermek veya herkesin ihtiyacını karşılamaya çalışmak sürdürülebilir olmayabilir.
Sınır koymak, ilişkileri reddetmek anlamına gelmez. Kişinin sahip olduğu zamanı, enerjiyi ve imkanları daha gerçekçi biçimde değerlendirmesidir.
Kendi sınırlarını fark eden kişi, hangi konularda destek olabileceğini ve nerede kendisine alan ayırması gerektiğini daha net görebilir.
Yaşam Dengesi Herkes İçin Aynı Değildir
Dengeli yaşam herkes için aynı şekilde görünmez.
Bazı kişiler sosyal hayata daha fazla ihtiyaç duyarken bazıları yalnız kaldığında dinlenir. Bir kişi için spor önemliyken başka biri için üretmek, okumak veya doğada vakit geçirmek daha anlamlı olabilir.
Bu nedenle yaşam dengesi hazır bir programa uymakla değil, kişinin kendi ihtiyaçlarını tanımasıyla oluşur.
Önemli olan başkalarının yaşam düzenini örnek almak değil, kendi yaşamınızda sizi destekleyen düzeni oluşturabilmektir.
Bireysel Danışmanlık Bu Süreçte Nasıl Destek Olabilir?
Bireysel danışmanlık, kişinin günlük yaşamındaki ihtiyaçlarını, sorumluluklarını, önceliklerini ve sınırlarını daha yakından değerlendirebileceği bir alan sunar.
Süreçte kişinin neden sürekli kendisini geri plana attığını fark etmesi, yaşamındaki yükleri değerlendirmesi ve kendi ihtiyaçlarına daha bilinçli şekilde yer açabilmesi üzerine çalışılabilir.
Amaç kişinin tüm sorumluluklarından uzaklaşması değildir. Kendi yaşamında yalnızca başkalarına ve yapılması gerekenlere değil, kendisine de yer verebildiği daha dengeli bir düzen oluşturabilmesidir.
Bazen değişim, hayatımıza yeni sorumluluklar eklemekten değil; zaten var olan yaşamın içerisinde kendimize yeniden yer açmaktan başlar.